20 Mart 2016 Pazar

Happyland'de Neler Oldu?

Melebaaa!

Size bu yazımda ilişkimden bahsetmek istiyorum. Hayatımın erkeği Durden ile 1 sene 6 aydır beraberiz. Tanışma hikayemiz ve geçtiğimiz süreçleri ayrıca bir başlık altında yazacağım, birbirimize açılma süremiz bir hayli uzun, stresli ve komik olduğundan kısa kısa yazıp geçemeyeceğim, kusura bakmayın! 

Durden ile en son görüşmemiz üzerinden çokça zaman geçmiş (yaklaşık 2-3 hafta), özlem duygusu tavan yapmıştı. Kendisi Happyland şehrinde Çünkübokvardı Üniversitesi'nde Neişyaparoğlumuz bölümü, 3. sınıf öğrencisi. Bir zamanlar okul ile çok ilgisi olmasa da şu sıralar okulunu en iyi şekilde bitirmeye odaklandı. Bu gidişle o beni değil, ben onu alacağım. Anasından babasından isteyeceğim, bizim aileye onu damat getireceğim :) Kendimi kısaca anlatayım; 2 senelik eğitimimi bitirdikten sonra özel bir şirkette çalışmaya başladım. İş hayatına atılalı yaklaşık 2 sene oldu. Para kazanmak güzel, çok tatmin edici fakat, güzel bir meslek okuyup mezun olmak sonrasında iş hayatına atılmak tam anlamı ile sizi tatmin etmiyor bazen. Her neyse, konumuza dönecek olursak bu sene ikimiz de birbirimizden yoğunuz.. İşler, okullar, dersler, aileler derken birbirimiz ile geçirdiğimiz vakitleri kısıtlar olduk. Buna bir çare lazım arkadaş derken, Luna ile "kılı kırk yararak" Happyland'e kaçtık.

Otobüse binip, birbirimizin suratlarına "başımıza bir şey gelmez lan inşallah", "dua okudun mu kankacım?", "çok özlemiştim lan sevdiceğimi, en güzeli de beraber uyuması", "giderken çikolatalı simit mi alsak?" dercesine baktık. Cidden Luna'nın gözlerinde gördüm bu soruları! Gideceğimiz yol aslında kısa bir mesafe (2-3 saat) fakat tek başına gidince o yol sanki 5-6 saate çıkıyor gibi geliyor insana. Konuşacak kimse yok, sürekli varacağın noktaya maps'den bakıp, "kaçta varırım ki acaba?" diye düşüp duruyorsun. Neyse ki bu sefer öyle olmadı Luna ile günlük dedikodularımızı yapana kadar yol hızlıca bitiverdi. Bu arada Zeze, "ırıspılar! benim bilmediğim bir şey mi konuştular acaba" dediğini duyar gibiyim. Bilmediğin bir şey konuşulmadı şekerim :) Yolculuğumuzu olağan en kısa sürede bitirmiş, sevdiceklerimizin evlerine yarım saat uzaklıktayken artık, kalp atış seslerimiz resmen duyuluyordu. Luna ile birbirimize bakıp deli gibi sırıtıyorduk. Sevdiceklerimize konumumuzu yazıp, bizi almaya gelip gelmeyeceklerini sormuş ikisinden de cevap alamamıştık. Hemen sinirlerimiz bozulmuştu tabi ki, nasıl olsa gidiyoruz "gidince iki döverim kendine gelir" diye düşündüğümüzden sinirlerimizi kalbimize gömüp bizi evlerine daha da yaklaştıracak olan servise dindik. Servis her yolcu indirişinde azıcık daha yaklaştığımızı düşündüğümüzden dolayı heyecan artık tavan yapmıştı. Evlerine 5 dk. yürüme mesafesi kalmıştı ki, trafik tıkandı! Anıında attık kendimizi sokağa. Utanmasak koşacağız.. Çok özledik be, öyle böyle değil, deli özledik yani.. Evlerinin önüne geldiğimizde deli gibi kapıyı çaldık. Luna'nın sevgilisi Grange açtı kapıyı. Luna uçtu hemen. Tutmayın Luna'yı salıverin gitsin!! 

Bay Durden da arkada, ayakkabılarımı çıkarmamı bekliyor. Lanet ayakkabılar, o kadar çok bağcığı var ki, çözemedim bir türlü. Durden yardıma koştu hemen ve durmadı yapıştırdı hoşgeldin esprisini; "Bensiz hiç bir şeyini halledemiyorsun ya! Ben olmasam ne yapacaksın!" dedi. Ben de hem ayakkabıdan kurtulmuş olmanın hem de sevdiğimi görmenin vermiş olduğu sevinç ile boynuna atlayıp "sensiz ben nefes alamam ulan aşkımm!" diye gürledim. Ay kokusu hemen buram buram, böyle sarılınca kokladım. Kokladım.. Kokladım.. Ohh dedim yahu! Onca korkuya onca yalan dolana değer işte bu koku! Değmeli de.. "Kollarının arası en güvenli yer, bir ömür boyu yaşayacağım yer olsun kollarının arası" diye geçirdim içimden. Odasını da bir güzel temizlemiş. Günlerdir uğraştığı temizlik kargaşasının hakkını vermiş. Yanına her gittiğimde bir kağıda geldiğim tarihleri, hissettiğim duyguları yazarım. Durden da o kağıdı masanın başındaki mantar panoya asar. Benim hemen onu yazmayacağımı düşünmüş olmalı ki "kağıda yazmayı unutma hee" dedi. Bunu derken kağıda yazmış olduğumu fark etti ve şirin gülümsemesi ile bana baktı. Ben de kikirdedim tabi ki. Yaptığım şeyleri sevmesi extra iyi hissetmemi sağlıyor çünkü. 

Biz bütün gece uyumayalım, film izleyelim sohbet edelim diye söz vermiştik birbirimize. Geçtik televizyon karşısına, bütün ev halkı televizyon izlerken benim bey uyuyakalmaz mı! "Haydaa neden böyle oldu ki şimdi? Neyse uyusun sabah da erken kalktı zaten." diye konuştum kendi kendime. Yatırdım başını dizlerime, sevdim saçlarını yüzünü.. Arada öptüm yüzünün her karışını, bir güzel uyuttum beyimi. Hadi kalk odana geç diye zorla kaldırınca tıpış tıpış odasına gitti koca oğlan. Yorganı üstüne çeker çekmez uyudu. Ama nasıl uyumak! Burundan her nefes alış-verişinde çıkan o ses! Ağzını azıcık açınca çıkan o horlama sesi! Aman Allah'ım!! Uyunmuyor. A dostlar uyunmuyorr!! Saat 2 oldu.. 3 oldu... 4 oldu... Bir damla uyku yok... Bir de kocaman bir adam düşünün yanınızda yatan, kolunu atsa tırsıyorum canım acıyacak diye.. Zaman geçmek bilmedi.. "Uyandırayım ya ben uyumuyorsam o da uyumasın" dedim, dürttüm, "aşkım kalk" dedim "uyuma, ben uyuyamıyorum" dedim, "tamam skill atalım, skill var mı doldu mu?" dedi. Tutamadım kendimi gülmeye başladım. Ben hunharca gülerken de kendi kolu sanıp benim kolumu kaşımaya başladı. Gülmekten başka bir şey yapamadım, ben de daha çok güldüm. Sesime uyanınca "neden gülüyorsun kız?" dedi. "Bir şey yok sevgilim sana güldüm" dedim. Cümlemi bitirmeden uyudu tabi ki tekrar. 

Saat 6 olduğunda anca uyuyabilmiştim. Kendime yatağın orta ve dip kısmında bir yer bulmuştum. Çünkü Bay Durden yatağında 2 yastık ile uyumayı tercih eden bir adam. Ben ise tek yastık ve mümkün olduğunca yumuşak bir yastıkla uyumayı tercih eden bir insanım. Durden beni uyandırdığında saatin 8 olduğunu söyledi. "Hadi kalk aşkım. Bak güzel bir kahvaltı yapıp yürüyüşe çıkalım" dedi. Yattığım saati ve gece yaşadığım maceraları anlatınca beni kendi halimde bırakıp, kahvaltı hazırlamaya koyuldu. Beni tekrar uyandırdığında saat 11 olmuştu bile. Ya arkadaşım 3 saat kahvaltı mı hazırlanır :) Şaka yahu vurmayın! Kurban olurum ben o ellere. Domatesler kesilmiş. yumurtalar yapılmış, çikolatalı simitler alınmış! Daha ne olsun.. Kahvaltıyı lüüüüp diye mideye indirip salona geçtik ve bütün ev ahalisi olarak (Luna, Grange, Unicorn, Bay Durden, Lone Ranger) Cranium oyununu oynadık.

Oyunda Luna ve Grange bizi pert etti. O gün gitmeliydim çünkü, 1 gece kalma imkanım vardı.
Yavaş yavaş ayrılma vakti geliyordu.. Hiç istemesem bile o ayrılık yaşanmalıydı.. Tekrar görecektim elbette, ama yetmeyecekti; hiçbir zaman... Her nerede olursam o da olmalıydı benimle.. Sonra dedim ki bu kadar dramatikleştirme bir şeyi de be!

Beni yolcu etmeye terminale kadar geldi ve ellerimiz ayrıldığında kalbimde derin bir üzüntü, kafamda şu şarkı çalıyordu..

-unicorn

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder