9 Mart 2016 Çarşamba

Zelda Fitzgerald'ın Romanı

Ne zaman etkileyici bir şey okusam ya da izlesem, hep arka planındaki beyni ve hayal gücünü düşünürüm. Hatta çoğu zaman ‘nasıl ya bunları nasıl düşündün nasıl yazdın sen nasıl bir insansın??’ diye kafaları yediğim olur. Keşke bu dizide bir kahraman olsaydım, keşke şu devirde yaşasaydım şeklinde hayaller kurarak gerçek dünyayla arama kocaman duvarlar örmek de böyle durumlarda harekete geçen savunma mekanizmam oluyor.

İşte Muhteşem Gatsby’yi bitirdiğimde de aynen böyle bir moda girmiştim. Zeki insanlar her zaman etkileyici olmamış mıdır zaten? Ben de Scott’ın zekasından o kadar etkilenmiştim ki, Gatsby’nin değil O’nun muhteşem olduğuna inanmıştım. 

Akabinde Scott Fitzgerald’ın hayatını ve daha çok ilişkisini merak ettim. Karısı Zelda F. hakkında bir roman olduğunu öğrendiğimde çok sevindim. Kısacık bir sürede bitirdim. Keşke bitirmeseydim çünkü işler asla hayal ettiğim gibi gitmedi. Uzunca bir süredir bu kadar hüzünlenmemiştim. Kitabı okumadım, resmen yaşadım. Manhattan’daki partilerinden, Paris’teki bale gösterilerine kadar her şeyi ve hatta Zelda'nın akıl hastanelerinde yatmalarını kafamda resmettim. Biraz kalbim kırıldı ama yine de çok güzeldi.

Bir yandan 20’lerin en görkemli çiftinin muhteşem aşk hayatı, bir yandan kulağımda aşkı en güzel biçimde tanımlayan, Mevlana’nın sözlerini içeren şu efsane şarkı. Kendinizi dünyaya tamamen kapatmak için muazzam bir yol. (Dikkat sigara yaktırma etkisine sahip içerikler) Galiba sefil hayatlar ve güzel müzikler kombinasyonunu fazlaca seviyorum. Kendi sefil hayatımı yazacak olsaydım mutlaka kitaba uygun en güzellisinden bir playlist yapıp ‘bunları dinleyerek okuyunuz’ ibaresi koyardım.

İşte bu yazı vesilesiyle hem içimi sizlere dökmüş ve bir parça da olsa rahatlamış, hem bir muhteşem kitap önermiş, bir de olağanüstü güzellikte bir şarkı armağan etmiş oldum. Bir dahaki yazıda söz daha keyifli şeylerden bahsedeceğim. (umarım)


Sevgiler Luna’dan.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder